| İnsan Klonlama |
Yazan : Sem Vural |
Tarih : 05-04-2002 |
|
|
|
|||
Klonlama,
bilim tarihinde en çok tartışılan çalışmalardan
biri olmayı başardı. Bazı bilim adamları klonlamanın insanlık için büyük bir gelişme olduğunu ileri sürerken, bazıları da bu çalışmaları
insanlık ayıbı olarak görüp, kesinlikle engellenmesi gerektiğini düşünüyor.
Bu düşüncelere sahip klonlama karşıtlarının yaptığı çalışmalar ile başta Avrupa ülkeleri
olmak üzere bir çok ülke sınırları içerisinde klonlama ile ilgili çalışmaların
yapılmasını yasakladı. Klonlama yanlıları ise, klonlamanın kaçınılmaz
bir bilimsel gerçek olduğunu ve yapılan yasakların bilimi yavaşlatmaktan
başka bir şey olmadığını savunarak, her ne pahasına olursa olsun çalışmalarına
devam edeceklerini açıkladılar. Bu tartışmalar tüm bilim dünyasını
sardı ve bir çok bilimsel kuruluş klonlama özellikle de insan klonlama çalışmalarının
ahlaki ve bilimsel bir yanlış olduğu konusunda karara vardı. Fakat insan oğlunun
bitmez tükenmez merak duygusunu engellemek kolay değil. Bazı firma ve
bilim adamları izinli yada izinsiz bu çalışmaları sürdürüyor.
Klonlanmış insan aslında çok yabancı olduğumuz bir
terim değil.
Tek yumurta ikizi olarak adlandırılan ikiz çeşitleri (duruma göre üçüz ve dördüz
de olabilir) aslında birbirlerinin doğal yoldan klonlanmış halleridir. Anne
rahminde bir zigot bölünmesinin ilk aşamalarında her hangi bir nedenle
iki ayrı hücre oluşturursa, aynı DNA'ya sahip iki ayrı canlı dünyaya
gelir ve dünyaya gelen bu iki canlı birbirinin genetik kopyasıdır yani
klonlanmış halidir. Normal doğumların yaklaşık %1.3 'ünde bu olaya rastlanır.
Yapay klonlama ise dünyaya gelecek canlının genetik özelliklerinin (DNA'sının)
dışarıdan müdahale ile kendi türünden başka bir canlının DNA'sı ile
aynı olmasının sağlanmasıdır. Daha detaylı anlatacak olursak; Normalde
insanlar eşeyli üreme sonucunda dünyaya gelir. Eşeyli üremede anne ve babanın
üreme hücrelerindeki DNA'lar birleşerek yeni ve kendisine has özellikler taşıyan
bir DNA oluştururlar. Yani oluşan yeni birey bazı ufak benzerlikler dışında
anne ve babanınkinden bağımsız bir genetik yapıya sahip olur. Klonlama
sonucunda ise eşeyli üreyen canlı bir nevi eşeysiz üreme gerçekleştirmiş
olur. Yani oluşacak birey sadece annenin yada sadece babanın DNA'sını taşır.
Bu nedenle oluşan birey, DNA'sı kullanılan bireyle aynı genetik özelliklere
sahip olur, yani yeni birey anne yada babanın kendisinden küçük bir tek
yumurta ikizi olarak dünyaya gelir ve normal tek yumurta ikizlerinde olduğu
gibi dış görünüşleri birebir aynıdır.
Klonlama için en çok kullanılan yönteme "çekirdek
transferi yöntemi" adı verilir. Bu yöntemde ilk olarak bir canlıdan
yumurta hücresi alınır ve çekirdeği çıkartılır, daha sonra ise yine aynı
canlıdan yada aynı türdeki başka bir canlıdan alınan her hangi bir vücut
hücresinin çekirdeği laboratuar ortamında bu yumurta hücresine nakledilir.
Naklin başarılı olması durumunda oluşan bu yeni hücreye hafif bir elektrik
şoku uygulanarak bölünmeye zorlanır. Bir kez bölünen hücre bölünmeye
devam eder bu aşamadan sonra anne rahmine yerleştirilen embriyonun doğması
beklenir. Sonuçta genetik bilgiler yani DNA çekirdekte saklandığı için doğan
yeni birey, hücre çekirdeği kullanılan bireyle aynı genetik özelliklere
sahip olur. Teoride basit gibi görülen bu yöntem pratikte çok büyük
zorluklar çıkartmaktadır. Başarı yüzdesi çok düşük olan bu yöntem sonucunda
doğan bireyde bir çok sağlık sorunu ile karşılaşılmaktadır.
Klonlama için kullanılan "partenogenez" gibi diğer yöntemlerin hiçbiri
ile canlı bir bireyin dünyaya gelmesi sağlanılamamıştır. Diğer yöntemlerle
canlı bir birey oluşması teorik olarak ta mümkün değildir.
Klonlama sonucunda dünyaya gelen ilk canlı Ian Wilmut ve
ekibinin çalışmaları sonucunda 1997'de klonlanan Dolly adlı koyundur. Bu
koyunun klonlanmasında çekirdek transferi yönteminden yararlanılmıştır.
Deneyde kullanılan 277 yumurta hücresinden yalnızca 29 tanesi bölünme
aşamasını tamamlayabildi ve bu yumurtalar farklı koyunların rahimlerine
yerleştirildi. Koyunlardan 13 tanesi gebe kaldı. Sonuçta ise bir tek başarılı
doğum gerçekleşti. Dünyaya gelen bu koyuna Dolly adı verildi. İşte
klonlama tartışmaları da bu noktada alevlendi. Dolly'nin doğumunu klonlamada
bir milat olarak gören bazı bilim adamlarının insan klonlama çalımlarına
başladıklarını açıklamaları üzerine. Klonlama karşıtları da karşı
çalışmalara başlayarak klonlama çalışmaları aleyhinde ciddi yaptırımlar
getirilmesini sağladılar. Tüm bu engellemelere rağmen 26 Kasım 2001'de
Advanced Cell Technology (ACT) adlı firmadan ilk klonlanmış insan embriyosu
haberi geldi. ACT'nin yaptığı açıklamaya göre, yapılan deneyde
toplam 19 yumurta hücresi kullanıldı ve hücrelerden sadece 3 tanesi bölünme
aşamasına gelebildi. Bu üç hücreden 2'si 4 , 1'i de 6 hücre oluşturduktan
sonra öldü. İnsan klonlama konusunda yapılan bu ilk resmi açıklama büyük
ses getirdi. Fakat bir insan embriyosundaki genler ancak 4-8 hücre oluşturduktan
sonra kendisini göstermeye başlıyor. Başta ACT olmak üzere klonlama yaptığını
duyuran hiç bir firmanın henüz 8 hücreden büyük bir embriyo elde edememiş
olması, bazı bilim adamlarına göre insan klonlama çalışmalarının henüz
başarıya ulaşılamadığını gösteriyor.
Klonlama çalışmaları yapan ve yapmaya devam eden bilim
adamlarının çoğu bu çalışmaları yeni bir birey dünyaya getirmek için değil de
sadece tedavi amaçlı kullanılacak kök hücreleri üretmek için sürdürdüklerini
belirtiyorlar. Tedavi amaçlı klonlama çalışmalarda amaç klonlama
sonucunda kök hücre elde etmek. İlk hücre bölünmesinden yaklaşık 5 gün
sonra yani embriyonun yaklaşık 100 hücre oluşturacak kadar bölünmesi ile
oluşan ve başkalaşarak 200 değişik vücut hücresine dönüşebilen bu hücrelere
kök hücre adı verilir. Bu hücrelerin bir kısmı organları bir kısmı ise
kan, saç, tırnak ve deri gibi vücut bölümlerini oluştururlar. Klonlama ile
kök hücre elde etmeyi planlayan bilim adamları bu kök hücreler yardımı
ile bir çok hastalığa çözüm bulunacağını ve daha iler ki dönemlerde
yine bu hücreler yardımı ile organ üretimi ve nakli yapılabileceğini iddia
ediyorlar. Fakat burada göz ardı edilmemesi gereken şey, kök hücre elde
etmek için embriyonun öldürülmesi gerektiği gerçeğidir, bir canlının hayatını kurtarmak yada sağlık sorununu gidermek için başka bir canlının
hayatına son vermenin ne kadar ahlaki olduğu tartışma konusudur.
Klonlama konusunda içine düşülen en büyük yanlış doğacak canlının klonlanan canlı ile aynı kişi olacağının sanılmasıdır. Bu cahilce ve çok büyük bir yanılgıdır. Klonlama yöntemi sonucunda dünyaya gelen canlı sadece fiziksel görünüş olarak genleri kullanılan canlıya benzer ve bu benzerlik yukarıda da anlattığımız gibi doğal bir klonlama şekli olan tek yumurta ikizliğinde görülen benzerliktir. Yani doğan yeni birey ile genleri kullanılan birey tek yumurta ikizlerinde olduğu gibi düşünce ve ruh olarak tamamen farklı kişilerdir. Bu nedenle klonlamanın yaradılış gerçeği ve kader ile ters düşen hiç bir yanı bulunmamaktadır. Fakat klonlanan canlının genlerinde gizli olan genetik hastalıklar ve diğer bazı genetik faktörler aynı şekilde doğacak yeni bireye aktarılmış olur. Bu da klonlama karşıtlarının tepki gösterdiği noktalardan biridir.
Klonlama
tedavi amaçlı olarak düşünüldüğünde insanda iyi izlenimler bıraksa da işe
insan ve insanın içinde taşıdığı hırslar girdiğinde çok tehlikeli
boyutlara ulaşabilir. Örneğin bir canlının bazı organları (kalp,ciğer
gibi) hasar gördüğünde başka bir canlının organı o canlıya takılamaz,
DNA'lar uyuşmadığı için organı hasar gören canlının antikor sistemi bu
organı kabul etmez ve dolayısıyla bu tür vakalarda sonuç ölümdür. Fakat
organı hasar gören canlının herhangi bir hücresi kullanılarak yapılan
klonlama sonucunda dünyaya gelecek bebeğin DNA'sı organı zarar görmüş
olan canlı ile uyum gösterir ve organ nakli gerçekleşebilir. İşte bu
noktada insanın içindeki para hırsı göz önüne alındığında, ödenen
para karşılığında bir çok hasta insanın klonlarının sadece organları
alınmak için dünyaya getirilebileceği gerçeği ortaya çıkar. Klonlama
sonucunda doğan ve organı alınan canlı doğal olarak ölürken, organı
hasarlı olan birey parası sayesinde bir süre daha yaşayabilir. Bu tür bir
olay tam bir ahlak çöküntüsüdür ve ne kadar yasa çıkarsa çıksın yada
ne kadar önlem alınırsa alınsın bu olayın önüne tam olarak geçebilmek mümkün
değildir. Günümüzde de bir çok böbrek kaçak yollardan satılmaktadır.
Fakat hiçbir kanun yada yasa bu olayı tam olarak ortadan kaldıramamıştır. İşte klonlamanın düşünülmesi gereken ve asla göz ardı edilemeyecek bir
yüzü de budur. Bu ve benzeri düşüncelerle yola çıkan bir çok bilim adamı
ve bilim kuruluşu klonlama çalışmalarının kesinlikle durdurulması gerektiğini
savunmaktadır. Ve yine aynı duyarlılık ile yaklaşan bir çok gelişmiş ülke
sınırları içerisinde her türlü klonlama çalışmasını yasaklamıştır.
Bu tartışma daha çok uzayacağa benzer, ahlaki değerleri savunan bilim adamlarının mı
yoksa "klonlama kaçınılmaz bir bilimsel gerçektir"
diyen bilim adamlarımı galip gelecek, bunu zaman gösterecek
|
|
www.bilimveteknoloji.com