| Evrenin Başlangıcı Ve Yapısı |
Yazan : Sem Vural |
Tarih : 01-08-2002 |
|
|
|
|||
Uçsuz
bucaksız gökyüzüne bakıp da hayran olmamak elde değildir. Çıplak gözle
görülebilen sayısız yıldız bile evrenin ne kadar karmaşık bir yapıda
olduğunu fark etmemiz için yeterli. Ama çıplak gözle gördüğümüz gökyüzü
evrenin milyarda birlik bir kısmını bile temsil etmiyor. Gerçekte evren
insan aklının almakta zorluk çekeceği bir büyüklüğe ve karmaşıklığa sahip. Güneş sistemini barındıran Samanyolu galaksisi dahil
yaklaşık 100 milyar galaksiden ve sayısız gök cisminden oluşan devasa
boyutlardaki evrenin çapı, devamlı genişlemeğe devam etmektedir. Evren büyüklüğü
yanında, ilginçliği ve karmaşıklığı ile de akıl sınırlarını
zorlamaktadır. Evrende var olan enerjinin sadece %10'luk kısmı tanımlana
bilen maddelerden (gezegenler, yıldızlar, karadelikler ve çeşitli gazlar)
oluşmaktadır, geri kalan enerjinin %90'lık kısmı "Karanlık
madde" ismi verilmiş olan gözlemlenemeyen ve tanımlanamayan maddelerden
oluşmaktadır. Bu denli büyük ve karmaşık olmasına rağmen, evrende var
olan sayısız gök cismi eşi görülmemiş bir denge örneği göstermektedir.
Evrenin tüm bu özellikleri kozmolojiyi bilim adamları için en popüler bilim
dallarından biri haline getirmiştir. Şu an yaşamakta olan ve günümüze dek
yaşamış tüm büyük bilim adamları evreni araştırmış ve özellikle
teorik kozmoloji alanında çok büyük çalışmalar yapmışlardır.
Big Bang (Büyük Patlama) :
Bilim adamları böylesine kompleks bir yapıya sahip olan
evrenin oluşumu hakkında tarih boyunca değişik fikirler ve teoriler ortaya
atmışlardır. Fakat diğer konulardaki anlaşmazlıklara rağmen günümüzde evrenin başlangıcı
konusu, bilim adamları arasındaki tam bir fikir birliği ile
"Big Bang" adı verilen teoriye dayandırılmaktadır. Bu teori evrenin
10-20 milyar yıl önce "yoktan var edildiğini" ileri sürmektedir.
Yani zamanımızdan 10-20 milyar yıl önce madde ve zaman yokken "Big Bang"
adı verilen büyük bir patlama ile aniden madde ve zaman yaratılmıştır.
"Big Bang" teorisi ilk olarak 1922 yılında Alexander Friedmann tarafından
ortaya atıldı. O güne kadar evrenin durağan olduğunu savunan bilim dünyasının
bu yeni teoriyi kabullenmesi hiçte kolay değildi. Çünkü bu teori evrenin,
zaman ve maddeden bağımsız olan tüm boyutların üzerindeki bir güç tarafından
yaratıldığı anlamına geliyordu. Aynı zamanda "maddenin sonsuzdan
gelip sonsuza gittiğini" iddia eden materyalist felsefe kökünden çürütülmüş
oluyordu. Özellikle materyalist bilim adamları bu teoriyi kabul etmek
istemedi. Fakat "Big Bang" gerçeğini görmezlikten gelmek çok
zordu. Ünlü astronom Edwin Hubble 1929 yılında yaptığı gözlemler sonucunda
evrenin devamlı genişlemekte olduğunu ispatladı, bu ispat Big Bang teorisi
için çok büyük bir kanıttı. Hubble'ın bu buluşu teorinin büyük bir
bilim kesimi tarafından kabul görmesini sağladı, teoriyi kabullenmek
istemeyen ve genişleyen evren modeline uygun değişik
teoriler oluşturmaya çalışan bir kaç bilim adamı ise ancak1989
yılındaki "Big Bang" teorisinin kesin zaferine kadar dayanabildiler.
Teorik hesaplamalara göre büyük patlamadan arda kalması gereken radyasyonu araştırmak
üzere NASA tarafından 1989 yılında fırlatılan CUBE uydusu bu radyasyonu fırlatılışından
sekiz dakika sonra belirleyerek "Big Bang" teorisini kesin olarak kanıtladı.
Bu kanıttan sonra artarda gelen diğer kanıtlar teoriyi desteklemeğe devam
etti. Evrendeki enerjinin bilinen kısmının büyük bölümü yıldızlarda,
Hirojenin (H), füzyon
sayesinde Helyuma (He) dönüşmesi ile oluşmaktadır. Bu enerji dönüşümü
evrenin başlangıcından bu yana devam eden bir süreçtir. Eğer evren sonsuzdan
beri var olsaydı hidrojenin tümünün helyuma dönüşmüş olması gerekirdi.
Fakat şu an evrende var olan hidrojen, helyum oranı teorik hesaplamalara göre
"Big Bang" 'den bu yana olması gerektiği gibidir. Bu ve benzeri bir
çok delil "Big Bang" teorisinin güçlenerek ilerlemesini sağlamaktadır.
Evrenin İlk Anları Ve Büyümesi :
Büyük patlamadan önce madde varolmadığına göre maddeye bağımlı
olan zamanın varlığından da söz edilemez. Bu noktada bir fikir ayrılığı
olmadığına göre Big Bang'den öncesinden söz etmemiz mümkün değil. Bizim
inceleye bileceğimiz, büyük patlama anında neler oldu? Nasıl oldu da böylesine
büyük bir
patlama ile bu kadar kompleks yapıya sahip bir evren oluştu? gibi soruların
cevaplarıdır. Bu soruları ancak teorik kozmoloji verilerine dayanarak yanıtlaya
biliriz. Fakat elimizde gerekli veriler olmadığı için Big Bang anını açıklamakta
fizik teorileri yetersiz kalıyor. Daha önceki anlarda neler olup bittiği konusunda henüz kesin
deliller bulunmadığı için şu an en fazla patlamadan sonraki 0,00001'inci saniyeden
bahsedebiliriz. Patlama anında ortaya çıkan muazzam sıcaklık, patlamadan
0.00001 saniye sonra kuarkların (atom altı parçacıkların) proton ve nötronları
oluşturabileceği seviye kadar düştü, bu noktada tek atomdan oluşan ve en basit yapıya
sahip element olan H (hidrojen) elementi oluştu. Patlamadan birkaç dakika sonra milyar
derece cinsinden ifade edilebilecek değere düşen sıcaklık sayesinde "döteryum",
"helyum" ve "lityum" elementleri oluşmaya başladı.
"Büyük Patlama" anından sonraki genişleme hızı çok hassas bir
değerdedir. Yapılan teorik hesaplamalara göre bu genişleme hızı, gerçekte
olandan milyarda bir daha yavaş gerçekleşseydi muazzam kütle çekim etkisi ile
evren kendi üzerine çökerek tekrar yok olacaktı. Tersi bir şekilde, evrenin
genişleme hızı milyarda bir daha hızlı olsaydı atom altı parçacıklar
atomu ve dolayısıyla evrende var olan gök cisimlerini oluşturamayacak şekilde
dağılacaktı. İlk atomların ve elementlerin oluşmasından sonraki uzunca bir süre evren genişlemeye ve soğumaya devam etti evren
yeteri kadar soğuduğunda kütle çekiminin etkisi ile gazlar yoğunlaşarak değişik
gök cisimlerini oluşturmaya başladı. Evrende var olan hidrojen ve helyum dışındaki
tüm elementler yıldızların oluşumundan sonra, bu yıldızların çekirdeğinde
gerçekleşen nükleer tepkimler ile üretilmiştir. Bu gök cisimlerinin bir araya gelerek
niçin galaksileri oluşturduğu henüz kesin olarak açıklanabilmiş değildir.
Bunun açıklanması "kara enerji" ve "kara delik" olarak
adlandırılan gök cisimlerinin tam olarak anlaşılmasına bağlıdır. Sonuç
olarak bu günün bilimsel şartları ile kesin bir şekilde açıklayamadığımız bir süreç sonunda evren şu anki
kompleks yapısına geldi ve her geçen saniye genişlemeye devam ediyor.
Evrenin Yapısı :
Yazımızın başında da bahsettiğimiz gibi evren akıl almaz
komplekslikte bir yapıya sahiptir. Evrenin bazı bölümlerinde çok büyük boşluklar
varken, bazı bölümleri yoğun bir şekilde gök cisimleri ille doludur. İlk
bakışta dağınık gibi görünen bu yerleşim şekli aslında Big Bang
teorisinin ön gördüğü şekilde, homojen bir evreni oluşturmaktadır. Evren,
400 milyon ışık yılından daha geniş bir bölümü incelendiğinde
homojenlik göstermektedir. Big Bang'den sonra hidrojen ve helyumdan oluşan
gazlar kütle çekim enerjisi ve dönmelerinden kaynaklanan manyetik etkinin
yardımı ile yoğunlaşarak değişik gök cisimlerini oluşturdular. Yine bu Büyük
Patlama sonucunda oluşan ve "kozmik fon ışınımı" adı verilen
radyasyon bütün evrene yayılmış durumdadır. Gök
cisimlerinin yoğunluk gösterdiği bölgelere galaksi (gökada) adı
verilmektedir. Kesin olmamakla beraber galaksilerin hemen hemen hepsinin merkezinde
galaksiyi dengede tutan büyük bir karadelik varolduğu tahmin edilmektedir.
Fakat yapılan inceleme ve hesaplamalar var olan karadelik ve diğer gök
cisimlerinden
kaynaklanan kütle çekim etkilerinin bu galaksileri bir arada tutmaya yetmeyeceği
fark edilmiştir. Bu noktada teorik olarak var olan fakat tanımlanamayan ve gözlenemeyen
başka bir maddenin varlığı bulunmuştur. Bilinen hiç bir fiziksel tanıma
uymayan ve tamamen görünmez olan bu maddeye "karanlık madde" adı
verilmektedir. Karanlık madde evrende var olan maddenin yaklaşık olarak %90'lık
kısmını oluşturmaktadır. Karanlık maddenin dışında kalan ve tanımlana
bilen gök cisimleri genel olarak gezegenler, meteorlar ve yıldızlardır. Ömrünü
tamamlayan yıldızların ölümü ile oluşan beyaz cüceler, nötron yıldızları
ve daha karmaşık bir yapıya sahip olan karadelikler evrenin en yoğun ve hakkında
en az bilgi bulunan diğer cisimleridir. Ömrünü tamamlayan yıldızların
"nebulla" adı verilen patlamaları sayesinde çekirdeğinde üretilen
ağır elementler uzaya dağılır ve meteor şeklinde gezegenlerin üzerlerine
yağar. Bu yolla demir gibi ağır elementler gezegenimize patlayan yıldızlardan
bir hediye olarak gelmektedir.
Evrenin gerçek yapısının şu an bilinenden daha karmaşık
olduğu tahmin edilmektedir. Henüz açıklanamayan bir çok enerji şekli
evrenin değişik bölümlerinde görev yapmaktadır. Örneğin yakın dönemdeki
bir keşfe göre, evren giderek yavaşlaması gerekirken aksine hızlanan bir
genişleme göstermektedir. Bu genişlemenin nedenini ve kaynağını bir türlü
açıklayamayan kozmologlar bu güce "karanlık enerji" adını
verilmiştir. Günümüzde çoğu hesaplara ve tahmine dayanan bir çok teori
ileri sürülerek evrenin yapısı anlaşılmaya çalışılmaktadır. Fakat
evreni tam olarak anlamak için çok geniş zaman dilimlerine uzanan ve belki de
insan neslinin hiç birinin göremeyeceği kadar uzun sürecek inceleme ve gözlemlere
ihtiyaç vardır. Tahminen, gelişen teknolojinin beraberinde getireceği
ileri seviye teleskoplar ve geliştirilecek yeni gözlem sistemleri ile insan oğlu
çok kısa zaman dilimleri içerisinde kozmoloji alanında bu gün olduğumuzdan
çok daha büyük bilgilere sahip olacaktır.
Evrenin Sonu :
Devasa büyüklüğe ve akıl almaz karmaşıklığa sahip olan
bu muhteşem evren her şey gibi bir gün son bulacaktır. Bu sonun nasıl olacağı
sorusu evrenin kapalımı yoksa açık mı olduğu sorusunun cevabına bağlıdır.
Peki "kapalılık "ve" açıklık" ne anlama geliyor. Kapalılık,
evrenin genişleme hızının kütle çekim enerjisini yenecek kadar büyük
olmadığı anlamına gelir. Evrenin açık olması ise, genişleme hızının kütle
çekim kuvvetini yenecek kadar büyük olduğu, yani evrenin büyük patlama anındaki
hızının kurtulma hızının üzerinde olduğu anlamına gelmektedir. Şu
an teorik fizikçiler evrenin kapalı yada açık oluşu ile ilgili kesin bir
yargıya sahip değiller. Evren ister açık olsun ister kapalı üzerindeki bu
muhteşem denge eninde sonunda bozulacak ve madde bir şekilde yok olacaktır. Eğer
evren kapalı ise genişlemesi bir gün duracak ve Big Bang'in tersi bir şekilde,
kütle
çekiminin etkisi altında kalan everen zamanla küçülecek, ısınacak ve sonuçta
sonsuz yoğunluk ve sıfır hacme ulaşarak yok olacaktır. Kesin bir bulgu
olmamasına rağmen, bilim adamalarının çoğu evrenin sonunu bu şekilde tanımlamaktadırlar.
Eğer evren açık ise üzerine çöküş gerçekleşmeyecek, fakat geçen
zamanla birlikte genişleyen evren soğuyacak ve üzerindeki maddeyi oluşturan
tüm enerjiyi harcanarak yok olacaktır. Bu ikinci yok oluş senaryosuna göre 1014
yıl sonra evrendeki tüm yıldızların yakıtı tükenecek ve bu enerji tükenişi
ile soğuyan evren yaklaşık 101500 yıl sonra tamamı ile demire dönüşerek
var olan tüm enerjisini tüketecek. Şimdilik
everenin sonu hakkında ancak bu iki olasılıktan birinin gerçekleşebileceği
tahmin edilmektedir. Evren yok olduktan sonra yeni bir evrenin oluşup oluşmayacağı
ise insan oğlunun cevaplandırılamayacağı bir soru olarak gizemini
korumaktadır.
|
|
www.bilimveteknoloji.com